IMF Podcast Serisi: Küreselleşmeyi Savunurken
IMF resmi podcast hesabının da takip ettiği blogumdaki podcast inceleme serisine bir yenisi daha eklendi. Bu yeni podcast inceleme yazım küreselleşme üzerine.
Uzun
bir zamandan beri küreselleşme karşıtı söylemler şu an yeni bir versiyon olarak
karşımıza çıkıyor; pandemi ile birlikte tedarik zincirlerindeki bozulma,
enflasyonist seyir ve göç hareketleri aşırı küreselleşmiş bir dünyanın negatif
yansımalarını oluşturuyor.
Eleştiriler yeni bir soluk kazanırken bu podcast, “tarihsel” açıdan daha da fazla küreselleşmenin tüm bu aksaklıklara reçete olabileceğini savunuyor...
IMF
Podcast’in yakın zamandaki konuğu Harold James’di. Harold James, Princeton Üniversitesi’nde
tarih ve uluslararası ilişkiler üzerine dersler veriyor. Ayrıca IMF’nin
tarihçisi. Birçok kitabı olan James’in son kitabı “Seven Crashes: The Economic
Crises that Shaped Globalization”. Ayrıca son makalesi olan “In Defense of
Globalization”ı bu bağlantıdan okuyabilirsiniz.
IMF,
dünyanın enflasyon ile uğraştığı ve küreselleşme ile ilgili ciddi soru
işaretlerinin olduğu bir zamanda Harold James ile ufuk açıcı bir sohbet
gerçekleştirmiş. James, küreselleşmenin artarak devam etmesi gerekliliğini
savunurken tezini tarihsel veriler ile de destekliyor. Ayrıca önemli uyarılar
yaparak risklerden de bahsediyor.
Podcast’in
önemli kısımları ise aşağıdaki gibi.
Keyifli okumalar.
Küreselleşme
karşıtı söylemlerde 2020 öncesi ve sonrası olmak üzere ciddi bir fark
bulunmakta. 2020 yılı öncesinde uluslararası ticaretin etkisiyle insanlar göç
ve göçün ücretler ve istihdam üzerindeki etkilerinden endişe duyuyorlardı. İş
kayıpları biraz da öncelikli bir meseleydi ve gelişmiş ülkeler göçün sağlık ve
sosyal harcamaların mali yapı üzerindeki negatif etkisi nedeniyle endişe
duyuyordu. Ancak 2020 sonrası küreselleşme tartışmaları radikal bir şekilde
evrim geçirdi. Pandemiyle birlikte önce tıbbi ekipman, ardından bilgisayar
çipleri ve daha geniş bir şekilde tedarik zincirlerinin kırılganlığı konusunda
varoluşsal tehditler ve kıtlıklar üreten bir tartışma haline dönüştü.
Rusya-Ukrayna savaşı, Karadeniz üzerinden Orta Doğu başta olmak üzere Doğu
Akdeniz'e ve hatta Endonezya gibi uzak yerlere gıda akışının kesintiye
uğramasına neden oldu ve Rusya başta enerji olmak üzere tahıl ürünlerini bir
politik kaldıraç olarak kullandı. Tüm bu gelişmeler ise büyük ülkeler için,
tedarik zincirlerine bu kadar bağımlı olmamayı ve gerekli ürünleri ülke içinde
üretmeye çalışmayı, hatta kendi üretimlerini yeniden yerlileştirerek dostane
ülkelerle daha fazla ticaret yapmanın gerekliliğini ortaya çıkardı. ABD Hazine
Bakanı Janet Yellen’in, "friendshoring" terimini kullanarak bu bu
konuya atıfta bulunması küreselleşmenin fikirsel bir dönüşümünün
mesajıydı.
Tedarik
sürelerinin ciddi bir şekilde uzaması ve aksaklıklar, insanların
bilinçlenmesini sağlarken güvensizliğin de doğmasına neden olmuştur. Artan bu
güvensizlik stokçuluğu artırmış ve küresel ekonomiyi tamamen yok etmese de
yavaşlatmıştır. Özellikle otomobil endüstrisi çip arzındaki yetersizlikler
nedeniyle en büyük etkilenen sektörlerin başında geliyor.
Tarihsel olarak, küreselleşme enflasyonist kısır döngülere karşı bir panzehir sunabilir. 19. yüzyılın ortalarındaki açlık krizleri ve 1970'lerin petrol şokları dünya genelinde büyük bir enflasyon dalgasına yol açtı. Her iki durumda da yeni teknolojiler küresel tedarik sistemlerini dramatik olarak değiştirdi, küreselleşmeyi genişletti ve uzun dönemli bir enflasyon düşüşünün önünü açtı. Sonuç olarak enflasyonun yaygınlaşması dünyayı daha fazla küreselleşmeye yönlendirdi ve geniş faydalar sağladı. (Grafik:1)
Grafik 1: Küreselleşme ve Enflasyon
Ben
özellikle iki dönemin küreselleşme hikayesinde dönüm noktasını olduğunu
belirtmek istiyorum. İlk olarak, 19. yüzyılın ortasında 1840'larda, Avrupa'da
hasatların yaygın olarak başarısız olması, iklim nedeniyle çok yağışlı yazlar,
güneşsizlik, yağmurların nem ve çürüme üretmesiyle birlikte ünlü İrlanda
patates kıtlığı oluştu. Patates, sadece İrlanda'da değil, Kuzeybatı Avrupa'da
da temel üründü. Bu büyük problemlerle başa çıkmak için hükümetler aşırı
zorlandı. Birçokları yerel çözümler bulabileceklerine inandı. Sonunda, Avrupa
için yeterli ve istikrarlı bir gıda kaynağı sağlamanın tek yolunun
küreselleşmek ve Kuzey Amerika'dan, Güney Amerika'dan ve Rus İmparatorluğu'nun
iç bölgelerinden tahıl almaktan geçtiğini fark ettiler. Tüm bu bölgeler ile
ticaret ise demiryolları ve okyanusu geçen buharlı gemiler sayesinde mümkün
olmuştu. Diğer bir dönüm noktası ise 1970'lerde yaşanan petrol fiyatı şokları ve
yine şu anda Avrupa’nın hissettiği gibi tamamen bağımlı ve savunmasız olduğumuza
dair bir duyguydu. 1970'ler,
küreselleşmenin ikinci büyük ivmesini getirdi. Dünya ekonomi çıktısındaki
ticaret payına bakarsanız, 1970'ler ve 80'lerdeki artış, 19. yüzyılın
ortasındakinden çok daha büyük bir yükseliş olarak görülür. Yani dünyanın daha
uzak bölgelerinden daha fazla üretim elde etmek, 20. yüzyılın sonlarında
enflasyonu düşürmede son derece önemli bir rol oynamıştır. Her iki durumda da
dönüşümü gerçekleştirecek teknolojiler için etkileyici bir şok gerekti:
orta-19. yüzyılın kıtlık krizleri ve ardından 1970'lerdeki petrol
fiyatlarındaki artışlar. Büyük fiyat artışları nedeniyle yaratılan ekonomik buhran,
yeniliklerin dönüştürücü gücünü ortaya çıkaracak koşulları yarattı. Büyük ödül,
ancak kıtlık koşullarında geldi.
Günümüze
doğru geldiğimizde ise dönüşümü gerçekleştiren “şok”un Covid olduğunu
söyleyebilirim. Örneğin şu anda uzaktan konuşma gerçekleştiriyoruz. Tabii, Covid
öncesi de bunu yapabilirdik, ancak Covid gerçekten bunu yaygınlaştırdı. Aynı
zamanda yapay zeka uygulamalarının da önemli gelişmeler yaşanırken daha fazla
uygulamaların piyasalara sürüldüğünü görmekteyiz. Bunların, 19. yüzyılın
ortasındaki veya 1970'lerdeki yeniliklerden daha da önemli ve etkili olduğuna
inanıyorum.
Covid
şokunun ardından kullandığımız teknolojiler aslında uzun bir süredir var ancak
kütüphanenin tozlu raflarından yeni uygulamalar ve keşifler için çıkarılmayı
bekliyordu belki de… Örneğin, mRNA aşısı... 1990'lara kadar dayanan bu mRNA
aşıları nadir tropikal hastalıkları tedavi etmek için kullanılıyor. Covid ile birdenbire
büyük bir uygulama alanı gördük ve başarılı da oldu. Bu gelişme sonrası mRNA
aşıları geniş bir tabanda uygulanabilir hatta birçok kanser türünün tedavi
edilebileceğini hayal etmek mümkün.
Diğer
bir yandan işgücünün de küreselleştiğine şahit oluyoruz. İnsanlar yoğun
kalabalık büyük şehirlerden uzak, ıssız yerlerde yaşarken uzaktan ve genellikle farklı ülkelerde çalışabilirler. Örneğin, Avrupalı şirketler için
Sırbistan, Kuzey Makedonya, Türkiye, Ukrayna gibi ülkelerde yazılım
geliştiricilerden oluşan büyük bir grup çalışmaktadır. Yabancı şirketler için
çalışıyorlar ve yabancı para birimleriyle, genellikle dolar veya euro ile ücret
ödemesi gerçekleşiyor. Bu, fiziksel bir yer değiştirme olmadan bir iş gücünün
küreselleşmesine dair etkileyici bir örnek oluşturuyor. Ancak diğer bir
taraftan eşitsizliğin artmasına yönelik endişeler de mevcut. Bu hem ücret
eşitsizliğini kapsıyor hem de her meslek grubu uzaktan & evden çalışma
imkanına sahip bulunmuyor.
Seriye ait diğer yazıları buraya tıklayarak okuyabilirsiniz.
IMF Podcasts · Harold James: In Defense of Globalization ❌Açık kaynak gösterilmeden paylaşım yapılamaz.©
Tavsiye Okuma Listesi
New spaces of inequality with the rise of remote work: Autonomy, technostress, and life disruption, ( https://www.sciencedirect.com/science/article/abs/pii/S014362282300019X )
Working from home has entrenched inequality – how can we use it to improve lives instead? (https://www.theguardian.com/commentisfree/2022/jan/09/working-from-home-inequality-pandemic-inequalities-uk)
.png)
